Merhaba minimalizm

Bir işe aşkla, şevkle başlamak hatta abartıp onunla yatıp onunla kalkmak (ne oluyor nasıl oluyor asla bilmesem de) ertesi gün sanki o taptığım şey yokmuş gibi davranmak en gözle görülür ama elle tutulamayan özelliğimdir.

Başlarda minimalistliği yine bir furya ile geçiririm diye düşünüyordum. Zira iki yıl öncesinde evimi pembe cupcakeli objelerle doldurup neden mobilyamı pembe seçmedim diye hayıflanmıştım. O zamanlarda bir arkadaşım bu evde erkek de yaşayacak unutma demişti de biraz aklıma yatmıştı ve tabak çanakla sınırlı kalmıştım. Dedim ya bir furyaydı yaşamak, aslında bir bakıma da vitrinlerde bize sunulanlara özenip, o dönem modası ne ise sarılıyoruz, ben ise sarılmaktan öte onlarla aşk yaşıyorum. (Şu an mermer ve rose metaller mesela)  İşte hal böyle iken benim minimalistlik de ne zaman geçecek diye bekler oldum. Son bir yıldır çoğaldı, çoğaldı, çoğaldı… Hafiften tedirginim ama hiç de çaktırmıyorum. İnsandır fikirler değişir elbet ama baki kalacak şey felsefesi olacak sanırım.

Bu konu aklıma düştüğünden beri ben de diğerlerinden (burada yazar aklı salim insanlardan demek istedi) farklı olarak bir alışveriş koliklik olduğunu fark ettim. Bunun için detoks yapmaya karar verdim ve iki ay boyunca kıyafet almamaya söz verdim. Başladı hile çanları çalmaya, beğendiklerimin fotoğrafını çekip Tolgay istersen bana bunu alabilirsin mi demedim. Öğle yemeğinde Kanyon’da gezip bulgur alıp mı ofise dönmedim neticede kararıma sadıktım. Şeyler almak ve şeyleri evimize taşımak beni öyle çok yormuş ki iki ay dinlendim.

Sonra sıra geldi elimdekileri nasıl hah tam benim tarzım diye elimde tutup diğer şeylerimden ayrılabilirimlere. Burada ise şu yöntemi izledim. Fikirlerine güvendiğim ve tarzını sevdiğim bir iş arkadaşımı gözüme kestirdim. Bir süre dolabımda giymediğim ama nedensiz bir şekilde elimden de çıkarmak istemediğim şeyleri podyuma çıkaracaktım. Önceleri direndim yok şöyle bir anısı var, aslında siyah bir kotla giysem patlar (e şimdi uygun bir siyah kot almak gerek) bahaneler bitmiyordu. Birilerine bu durumu açıklamak ve sorumluluk hissi beni kamçıladı. Artık her sabah gitmesini istemediklerimi güzel güzel kombinliyordum ve arkadaşım kapıdan girdiğinde parmak yukarı mı aşağı mı diye kedi gibi bekliyordum. Sevmediklerimi de zaten bir süre sonra sormaya bile gerek duymadan ayırmaya başladım. Peki asıl soru ne olacak bu boşa çıkan şeylerim. Güzelce fotoğraflandılar ve sevebilecek eşe dosta gönderildiler sonra da taliplilerine doğru evden ayrıldılar, vedalaşmak kolay oldu çünkü asıl sevdiklerim dolaptan bana göz kırpıyordu. İtiraf ediyorum çok para verdiğim ya da bedenime olmayan ama kıyamadığım parçalar oldu bunları saklamaya devam ettim. Henüz o kadar cesur değildim.

Azalma elbette sadece gardrobumda başlamadı. Bunun için kitaplar bölümünde de yazacağım destekçi ablalarım abilerimle kafa kafaya veriyor ve bir ordunun işini kısa zamanlarda hallediyorduk. Azalırken metodlardan gitmek hem ekstra zaman kazandırıyordu hem de odak noktasından sapmamı engelliyordu. Beş çöp poşetinin dolu olduğunu gören Tolgay bizden gidenleri meraklı gözlerle takip ederken kilit cümleyi kurdu. “Bu gidenlerin yeri ne olacak? Yenilerini alana kadar kullansaydın” Nasıl utandım anlatamam, ben o kadar çok mu tüketiyordum? Ha bir de tezatlık şuradaydı ki bir reklam ajansında çalışıyor ve insanlara “alın, alın, alsanıza çok güzel” mesajları vermeyi görev tanımımda barındırıyordum. Zamanla düzelecek her şey, al bir derin nefes devam et.

Alışveriş rutinime dönersek şu an uzatmalı sevgili gibiyiz. Aslına bakarsanız artık ince eleyip sık dokuduğumdan eskiden harcadığım vakitten biraz daha azını harcıyorum ama şeylerim olmak için bir sürü kriterden geçmeleri gerekiyor. İyi bir parçayı nerede olsa tanırım kıvamına gelemedim henüz. Kumaşının içeriğine, renk tonlarına, tarzıma daha fazla bakar oldum. Tabii burada Atlas ve Bulut‘un doğumunun da payı var. Bedenim henüz toparlanamadı, işten de ayrıldığım için daha spor ve bebeklerle rahat olacağım kıyafetler seçmeye başladım.

Küçük bir şehirde doğup büyüdüğüm için alışveriş rutinimiz belli bir periyotta büyük şehirlere gelmek ve ihtiyaçları hatta aman yoklukta kalmayalım diye de fazlasını tek seferde almaktı. Avmlere girdiğimde damarlarımda akan kanın hızlanışı bundandır. Üniversite hayatım boyunca elimde en az bir şeyim olmadan günü tamamladığımı hatırlıyorum. Ama küçük ama büyük mutlaka bir şey bulurdum. Mahrumiyetten çıktığımı fark etmem uzun sürdü.

“Hiç bir şey istemedim ne yatak ne oda ne ev” İşin özeti de bu sadece sağlık sıhhat, ağzımızın tadı.

Yaşlandığımızda şeylerimizi unutacağız hislerimiz gülümsemelerimiz kalacak hatırımızda. Bir şey ne kadar çok olursa o kadar hissizleşir. Az olan kıymetlidir, hislidir.

Naçizane azla yaşama serüvenime hoşgeldiniz efenim. Gelecek yazılarımda da planlanan azalmalardan ve çoğalan ailemden uzun uzun bahsedeceğim. Ailem büyürken azalsın şeylerim işte o zaman minimal anneyim 🙂

Sizde Fikrinizi Yazın

Sayfa başına dön