Ders notları ve düzen

Derste not almak ciddi bir iştir. Söyleneni doğru anlayıp yetişip güzelce kağıda dökmek gerekir. Ben bu konuda epey vasattım. Çalışkan bir öğrenciydim ama bu konuda kimsenin güvenini kazanamadım. İlk sınavlarda yakın çevrem benim notlarımdan çok ümitliydi. Ama bir hafta öncesinde çektirilen fotokopiler hüsranla sonuçlandı. Ne yazılarım okunuyor ne de demek istediğim anlaşılıyordu. Çünkü ben kendime göre not alıyordum. Reklam dersinde markanın logosunu çizip örneği unutma yazmıştım. Sınavdan bir gün önce telefonum susmadı 🙂 Sonunda tüm sınıf örneği öğrendi ama maalesef kullanacakları bir done (veri) olmadı. Sonra Zeren duruma el attı. İnsanın eksiklerini fark eden arkadaşının olması ne büyük nimet. İyi ki var, hala da hayatımda işin içinden çıkamadığım bir şey olsa arar anlatır ben neyi göremiyorum diye sorarım. Ben detaycıydım asıl konu zaten biliniyor bu detayları, örnekleri yazmalıyım diye düşünürdüm ve hemen sıkılır dersin yarısında resimle mi not tutsam cümlenin sonuna üç nokta mı koysam diye diye hevesle başladığım sayfayı hiç ederdim.

Peki Zeren ne mi yaptı? Derslere tek tek defter almak yerine ortak bir defter kullanalım dedi. Bence makul bir karar, çünkü günün sonunda ikimiz de birbirimizden fotokopi çektiriyorduk. İkimizin de notları yarım yarımdı. Dersleri bölüştük, onun derslerine o defter getiriyor ve nota başlıyor sıkılırsa bana bırakıyordu. Ya da önemli bir şey varsa ben onun not tutamadığı yeri dinleyip deftere geçiriyordum. Benim derslerime de ben defter getiriyordum. Ama en büyük şansımız Reyhan’ın ders notlarıydı çünkü kırtasiye ile kendisinin anlaşması vardı ve sınavlardan iki hafta önce o güzelim inci gibi yazısı, şıkır şıkır ders notları kırtasiyede bizi beklerdi. Sağ olsun bizi hiç muhtaç etmedi ve ders notları krizi yaratmadı 🙂 Gerçi hocalar Reyhan’ın kim olduğunu öğrenmeye çalıştılar ama biz çoktan 4. sınıfa geçtik.

Sınavlara 2 hafta kala Reyhan’ın ders notlarını alırdık. Kendi notlarımızla ve kitabımızla birlikte Nişantaşı Muhalebicisine giderdik. Çok nostaljik oldu değil mi? Okulumuzun sokağındaydı (Marmara Üniversitesi, İletişim Fakültesi) ve Nişantaşı’nda en sakin yer orasıydı:) Önce menemenimizi söyler Reyhan’ın notları üzerine bizim notlardaki ekstraları geçirirdik sonra kitaptan bir göz bakar toparlardık. Önemli yerleri çizelim diye Zeren başlardı ama benim kağıdım gün sonunda lunapark gibi olurdu. (Önemsiz göremedim hiçbir notu. Detaycılık bana pahalıya mal oldu her zaman. Hep bir kalabalık oldu hayatım o yüzden belki de sade yaşamak için pek çoğunuzdan daha fazla çaba gösteriyorum. Hayat bu gereksiz bilgilerden daha fazlası altı çizili yerler daha az olmalı ki değerli olsun.)

Tüm notları düzene sokup çalışacak kıvama geldiğinde ise işimiz biter muhallebi söylerdik. O yoluna sokma ve düzen beni hep rahatlattı. Son fosforlu kalemin kapağını kapattığımızdaki hissi hala hatırlıyorum ve derin nefes almak geliyor içimden. Güzel bir ekiptik. Zeren beni dizginler ve düzene sokardı ben de çalışmaya teşvik eder ve daha fazla bilgi için çabalardım.

Sizde Fikrinizi Yazın

Sayfa başına dön