Bana bir masal anlat dede

İlkokul 3. sınıf öğrencisiydim ve sürecin nasıl başladığını pek anımsayamasam da dedemin bıkmadan usanmadan aynı masalı bana ezberletene kadar anlattığını, unuttuğum yeri el işaretleri ile aklıma kazıdığını anımsıyorum.

Hayatımda ilk defa o sabah okula gitmemek için erkenden kalktım ve yine okula gitmemek için önlüğümü giydim. Annem özenle saçımı sol tarafıma doğru renkli ponponları olan lastik tokamla topladı. Heyecanlıyım.

Minibüse bindik ve bir saat uzaklıkta olan kasabamızdan yola çıktık. Yol boyunca sağda ve solda olan iki mezarlık için dualarımı ettim. Bildiklerim ve gördüklerim bunlardı. Peki ya “görmediğim varsa, ya kaçırdıysam?” ile yaklaşınca camdan görebileceğim en uzak noktaya baktım. Bir tane daha sık ağaçlığın olduğu bir yer vardı. Anne “orası mezarlık mı?” dedim ama annemin aklında tek bir şey vardı o da kusmadan ve üstümü başımı batırmadan yarışmaya yetişmekti. “Evet kızım mezarlık, göremediklerin için de bir tane oku” dedi. Aklıma yatmış içime de sinmiş olacak ki başladım okumaya ama her duanın yarısında masalın komik yeri aklıma geliyor gülüyorum, töbe töbe deyip tekrar başlıyorum. Babanneciğimin de uyku eğitiminden o dönemde haberi olmuş olacak ki rutinlerinin arasında dua okutup uykuya daldırmak vardı. Tam kulağıma babannemin “uyu artık” sesi gelmişti, içim geçiyordu ki annem müsait bir yerde inelim dedi. Ahh be kadın zamanında haber versene ben de hazırlanayım. Neyse çekiştirme har gür derken indim ama o sarsıntıya mide mi dayanır cümle kuramadan anneme baktım kussam kızacak kusmasam içimde kalacak en eski taktiği denedim nefesini tut havaya bak. O zamanlar işe yarıyordu 🙂 Midem düzeldi, açık hava iyi geldi.

Yarışma salonu çok uzakta değildi yürüdük. Şimdi sorsanız nerdeydi bilemiyorum ama sanki bir lisenin tiyatro salonu gibi bir yere gitmiştik. Hayatımda ilk defa jüri ve jüri masası gördüm. O zaman O Ses Türkiye yok, Murat Boz ve Hadise’yi de tanımıyorum.

Anneciğim mesleği gereği dar kalem siyah eteğini giymiş (öğretmenlere pantalon giyme yasağı vardı) çocukluğumun vazgeçilmez siyah deri kokan kol çantasını takmış, beni de bir eline almış hızlı hızlı bordo koltukları geçiyordu. Küçük bir kasabada yaşadığımız için herkes birbirini tanıyor ve selamlıyor. Bende de yabancılama, çekinme yok çünkü annemi tanıyorlarsa beni de tanıyorlardır mantığı vardı.

Yarışmacıların olduğu koltuklara oturduk. Annem sıra sana geldiğinde heyecanlanma dedenin öğrettiği gibi anlat, haa bir de oturarak rahat edemezsen ayağa kalk ama önce jüriden izin iste dedi. Hepsi makul yapabilirim.

Yarışmacılar bir bir sahneye çıkıyor. Sandalyelerini masalarına yaklaştırıyor ve masallarını anlatıyorlardı. Masallar o kadar güzeldi ki ben büyülenmiş gibi rakiplerimi izliyordum. Hoş o zaman rakip nedir onu da bilmiyordum ama ablalar, abiler güzel güzel anlatıyordu işte. Nihayet sıra bana geldi. Merdivenleri çıktım masama geçmeden önce solda yer alan jüri masasına uğradım. Annemin dediği gibi ayakta anlatma işini kibarca çözmüştüm.

Masalımı anlatmaya başladım ama öyle kısacık hikayeden bozma değil kallavi sayfalarca ezber gerektiren cinsten bir masaldı. Konuşup kafamı salladıkça tokamın ponponları oynuyor, haraketleri dedemin el işaretleri gibi bana kopya veriyordu. Masalımda uzatılacak yerleri ağdalı ağdalı uzattım. Yeri geldiğinde çömelip yaşlı kadının taklidini yaptım, yeri geldi bulutları göstermek için ayak ucuma bastım. Masalım bitti, salonda öyle bir alkış koptu ki şaşırdım ve anneme bu durumda ne yapacağımı söylemediği için kızdım. Sadece sonunda selam vermem gerektiğini söylemişti. Eee onu da beş altı kez yaptım, şimdi ne yapacağım diye anneme baktım o da ayağa kalkmış alkışlayıp ağlıyordu. Yedinci selamımı da verdikten sonra jüriye teşekkür etmek aklıma geldi. İzin verdiğiniz için teşekkür ederim dedim ve merivenlerden indim.

Benden sonraki masalları hatırlayamıyorum. Ama jürinin değerlendirme sürecinde sık sık bizim sıraya baktığını anımsıyorum.

Sonuçlar açıklanmaya başladı. İlçeler arası masal anlatma yarışmasında tüm ilçelerin birincisi; Duygu Yücel evet bendim, kazandım. Koşarak gittim ve ödülümü aldım. Tam o rahatlama ile yerime yerleşiyordum ki İl ikincisi Duygu Yücel ama nasıl olur yine mi ben kazandım. Annem hadi koş dedi ve jüriye yaklaştım ödülümü verdiler ve içlerinden birisi ablalara ayıp olmasın senin yaşın daha küçük burada da ikinci oldun tebrik ederiz dedi. Bu cümleyi o zaman anlamasam da şimdi bir jürinin vicdan sesiymiş diye düşünüyorum. Aman canım bana bir ödül daha verildi hem de bir sürü hediyelerim var. (Kitaplar, kasetler, kırtasiye malzemesi)

Anneme sımsıkı sarıldığımı ve çok yorulduğumu söylediğimi hatırlıyorum. Dönüş yolu boyunca dedeme nasıl ballandıra ballandıra anlatacağımı planladım ve elbette üç mezarlık için dua ederken uyuya kaldım.

Yıllar sonra dedemin lakabını öğrendiğimde kazandığım ödüllerin tek varisi olmadığımı da anlamış oldum. Bir gün kayınvalidem ‘’Duygu deden çok iyi bir öğretmendi. Çok şefkatliydi ve biz çocuklar onun dersimize girmesini isterdik, hatta onun lakabı Masalcı Öğretmendi’’ dedi. Demek dedeciğim masallarını bir bana anlatmıyormuş ve bu kadar güzel masal anlatmak da genlerin işiymiş. Teşekkürler dedeciğim, nurlar içinde uyu. Şimdi masallarımızı ben küçük torunlarına anlatıyorum.

Sizde Fikrinizi Yazın

Sayfa başına dön